Ayakta Duramayan Veya Secde Yapamayan Kişi Namazını Nasıl Kılar?
Namazın farziyyeti Kitap, Sünnet ve icma ile sabittir. Kur’ân-ı Kerim’de “Namaz müminler üzerine vakitleri belirlenmiş bir farzdır.” (en-Nisâ, 4/103) ve “Namazı dosdoğru kılın” (el-Bakara, 2/43) buyrulmuştur. Hz. Peygamber (s.a.s.) namazı, “dinin direği” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/231 [22069]; Tirmizî, Îmân, 8 [2616]) olarak nitelendirmiş, “en hayırlı amel” (İbn Mâce, Tahâret, 4 [277]) olarak tanımlamış ve kıyamet gününde hesabı sorulacak ilk amelin namaz olacağını bildirmiştir. (Nesâî, Salât, 9 [465]) Hz. Peygamber (s.a.s.) “Kim namazı kasten terk ederse Allah’ın ve Rasûlü’nün himayesi ondan uzak olur.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 6/421 [27404]; İbn Mâce, Fiten, 23 [4034]) buyurmuştur. Bu sebeple namazın terk edilmemesi ve îmâ ile de olsa mutlaka kılınması gerekir.
Namaz ibadetinin rükünlerinin neler olduğu Kitap ve Sünnette belirtilmiş, nasıl kılınacağı da bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından sözlü ve fiili olarak ortaya konulmuştur. Bu rükünler iftitah tekbiri, kıyam, kıraat, rükû, secde ve ka’de-i ahiredir. Kur’ân-ı Kerim’de “Allah’a gönülden boyun eğerek namaza durun.” (el-Bakara, 2/238), “Ey iman edenler, rükû edin, secde edin, rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.” (el-Hac, 22/77) buyrulmuştur. Hz. Peygamber (s.a.s.) de namaz kılmayı öğrettiği bir sahabîye, sonunda nasıl teşehhüd yapacağını gösterdikten sonra “Bunu da yaptığında namazın tamam olur.” buyurmuştur. (Tirmizî, Salât, 226 [302])
Namazın rükünlerinden herhangi birinin mazeretsiz olarak terk edilmesi halinde namaz sahih olmaz. Ancak dinimizde sorumluluklar, kulun gücüne göre belirlenmiş (el-Bakara, 2/286), gücü aşan veya ağır meşakkat oluşturan durumlar için kolaylaştırma yoluna gidilmiştir (el-Bakara, 2/185). Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) nasıl namaz kılacağını soran hasta bir sahabîye “Namazını ayakta kıl. Eğer gücün yetmezse oturarak, buna da gücün yetmezse yan üzere yatarak kıl.” (Buhârî, Taksîru’s-salât, 19 [1117]) buyurmuştur. Namazın rükünlerinden herhangi birini yerine getirmeye engel olan rahatsızlıklar da kolaylaştırma sebebi sayılmıştır.
Buna göre;
- Namazı ayakta kılmaya gücü yetmeyen kimse oturarak kılar. Bu kişi secde yapabiliyorsa rükû için biraz eğilir, secdesini ise alnını ve burnunu yere koyarak aslî şekliyle yapar. Şayet secde de yapamıyor ise rükû ve secdesini îmâ ile yapar. Rükû ve secdenin îmâ ile eda edilmesi durumunda secde için yapılan eğilme hareketinin, rükû için yapılandan daha aşağı olması gerekir.
- Ayakta durabildiği halde secde edemeyen kimse, namazını yere veya sandalyeye oturarak îmâ ile kılabileceği gibi kıyam ve rükûyu normal yapıp, secdeleri îmâ ile yerine getirebilir.
- Birinci rek‘atı kıyam, rükû ve secdeleriyle eda edebilen ancak sonraki rek‘atlarda ayağa kalkamayan kimse, diğer rek‘atlarını oturduğu yerde rükûsunu biraz eğilerek secdeleri ise aslî suretiyle yaparak namazını tamamlar.
- Ayakta durmaya ve rükû yapmaya gücü yettiği halde yere oturamayan kimse, namaza ayakta başlayıp rükûdan sonra secdeyi sandalye vb. bir şey üzerine oturarak îmâ ile eda edebileceği gibi namazın tamamını sandalyede oturarak ima ile de kılabilir.
Kişi, ibadet ederken içten ve samimi olmalı, ibadetlerini şekil şartlarıyla birlikte özenle yerine getirmeye çalışmalıdır. Namazı aslî şekline uygun olarak kılmaya engel olmayacak hafif bedenî rahatsızlıklar bu konuda mazeret olarak görülmemelidir.
Diğer taraftan sandalyede veya oturarak namaz kılmak camide cemaate katılmaya engel bir durum değildir. Bu şekilde namaz kılanların safa katılmaları gerekir. Bu kimseler taburelerini bulundukları saf hizasında tutmalı, arka safta namaz kılanların secdesini engellememelidir. Ayrıca camilerde sıralar halinde sabit oturakların yapılması uygun değildir. Zira bu durum safa katılmaya engel teşkil ettiği gibi cami âdâbı ve kültürüyle de bağdaşmaz.
Soruya Cevap Yazın
Aradığınız cevap bu değil mi? Etiketlenmiş diğer sorulara göz atın: angular javascript Ya da kendi sorunuzu sorun .